Viktor Jara Kimd Şili'li ozan Victor Jara 23 Eylül 1932'de Santiago'nun dışındaki küçük bir köy olan Loquen'de yoksul bir köy çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası alkolik bir çobandı ve okur-yazar değildi. Annesi düğünlerde, törenlerde gitar çalıyordu. Jara okuma-yazmayı ve müziğin büyüsünü bir halk şarkıcısı "Cantador" olan annesinden öğrendi. Şili türküleri dinleyerek geçen çocukluğunun ardından 15 yaşına geldiğinde annesi öldü. Bu ölüm ailenin dağılmasına Jara'nın öğrenim gördüğü ticaret lisesini bırakmasınaMartin Luther ( 10 Kasım 1483 - 17 Şubat 1546) lmanya'nın Eisleben şehrinde doğan Martin Luther, Erfurt Üniversitesi'nde okudu. Ailesini yaptığı bir ziyaret dönüşü, Erfurt yolunda yıldırım çarpma tehlikesiyle karşılaşınca keşiş olmaya karar verdi. 21 yaşındayken Aziz Augustin tarikatına bağlı bir manastıra girip ilahiyat eğitimine başladı ve aynı yıl rahip oldu. Ertesi sene Wittenberg Üniversitesi'nde doktorasını tamamlayarak ders vermeye başladı. O günlerde, Roma'nın görevlendirdiği bir Dominiken keşişi olan Johann Tetzel, Wittenberg civarında endüljans satıyordu. Luther manastırdaki günlerinden beri sorguladığı bu uygulamaya karşı bir eleştiri yazdı. Endüljans uygulaması hakkında bir tartışma başlatmakSchrödinger' in Kedisi Kuantum mekaniğinin temel dalga denklemini yazan Erwin Schrödinger (1887 - 1961) de sonraki yorumları kabullenmeyenler arasındadır...Schrödinger, sonuçta kuramdan (gelişmesine katkıda bulunduğuna pişman olduğunu söyleyecek kadar!) soğudu. Bundan sonra o daEinstein gibi kuramın “mantıksızlığını” çarpıcı biçimde ortaya koyacak örnekler aramaya koyuldu. 1935'te ortaya koyduğu “Schrödinger’in Kedisi” adı ile anılan düşünce deneyi bunların en ünlüsüdür. Aynı yıl Einstein,Podolski ve Rosen, " EPR Deneyi" adıyla bir düşünsel deneyle kuantum kuramının aldığı biçimi eleştirmeye çalıştılar.
Dil ve İlişkili Konular Üzerine Düşünceler »Vay be, öyle bir konuştu ki hiç birşey anlamadım«Bu deyimi hemen herkes bilir. Bir durumu »ortalama« bir insanın anlayacağı biçimde anlatamamak yalnızca dinleyenin yeteneğiyle açıklanamaz. Ustalık, dili en güzel ve en anlaşılır biçimde kullanabilmektir. Dile yeni eklenen sözcükleri bir zorlamadan çok kulağa ve duyguya hitap etme boyutuyla değerlendirmeli. Yani biraz kişisel bir duygu olarak algılanabilir. Sanırım bir yazar zaten bir biçimde kendi dilini de oluşturmak durumdadır. Bu anlamda öz Türkçeci falan olmak değil ama Türkçeye çok önem vermekten yana olmalı. Bir dile gösterilen saygı yalnızca o topluma değil tüm öteki Gerçek Sevgi (İbretli hikaye)
edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?" Bakın göstereyim demiş, ermiş. Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasındanda derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar. "Ermiş bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz" diye bir de şart koymuş. Peki FIL YAVRULARI Mesneviden Bilmem işitin mi? Akıllı bir adam, Hindistan da dostlarından iki üç kişinin uzak bir seferden geldiklerini, aç ve çıplak bir halde bulunduklarını gördü. Bilgiden doğma merhameti coşup “ Hoş geldiniz” dedi, güller gibi açıldı. Biliyorum karnınız bomboş, pek açsınız. Açlıktan adeta Kerbela’ya düşmüşsünüz. Bu yüzden bütün mihnetlere uğramışsınız.Fakat dostlar, aman Allah için olsun sakın fil yavrusu yemeyin. Şimdi gideceğiniz yolda filler vardır benim öğüdümü can-ü gönülden dinleyin. Yolunuzdaki fil yavrularını avlamak istersiniz. 12 Eylül 1980 Projesinin Başarıyla Tamamlanışı veya Sopa, Açlık ve Dinle Terbiye
Geniş halk kesimlerinin yönelimlerini suya benzetmek çok uygun düşer mi, bilemiyorum, ama nedense bende son seçimler böyle bir çağırışım yapıyor. Suyun istediğiniz yönde akışkanlığını sağlamak için bu yönlere arklar açarken, istemediğiniz yönlere setler çeker; kirlenmişi, fazlası ve işinize gelmeyenin birikmesini istemiyorsanız bir yandan da tahliye kanalları oluşturursunuz. BUNALTI'dan Bizden rahatsız olan bir varolanlar yığını,ne birilerinin, ne ötekilerinin; hiçbirimizin burada olmak için en ufak hakkımız yok. Karışık ve belirsizce tedirgin olan her varolan diğerlerine göre kendini fazla hissetmektedir. Fazlalık, bu |
Şiddet Esastan mı, Arızi mi?
Marti Jonathan -III- Jonathan, uzak kayalar üstünde çevresini gözleyerek agir agir daireler çiziyordu. Üzerinde çalisilmamis bu genç Marti Fletcher, sessiz bir ögrenciye benziyordu. Havada güçlü, hafif, kursun gibiydi; ama her seyden önemlisi, ögrenme istegiyle dolup tasmasiydi..Nurbanu
ŞİZOFREN GÜNLÜĞÜ - I KUTSANMIŞ YALNIZLIĞA BİR ÖVGÜ DOLU HAKARETyüksek sesle kendimize bir türlü söyleyemediğimiz, söyleyemediğimiz için de bir türlü inanmadığımız, inanmadığımız için de bir türlü yaşayamadığımız gerçeklerimiz vardır..yüksek sesle bir gün düşündüm ve dedim ki "sen tanrısallığın bir parçasısın ve bu seni sonsuz yapar"..çok basit acizce bir cümlecik işte..belki de ne edebi bir yanı var nede felsefik bir derinliği..ama bu benim cümlem :).. hem de beni dehşete düşüren bir cümle.. sonsuz olmak, birden bire her yerden yankı buldu sesim.. neden ürperdim ki ben..neden neden neden?...nedenler biter mi hiç (o başka bir konu olur artık)... sonsuz olmak, yani hiç AZTEKLER
Nalia Emeğin üretkenliği artıp günübirlik ayakta kalmanın yerini daha uzun vadeli yaşam tarzının almaya başladığı çağlardan bu yana insanın önemli odaklarından biri de ambar olmuştur.Düşünen ve sonraki kuşakların geleceğini kendi geleceğinden ayırmayan insan, bunun sağlanması için en temel gereksinmesi olan yiyeceğini özenle korumuştur. Bu korunma bazen dinsel bir saygıya ulaşan tören ve mekanlara varmaktadır. GOGOL TARAS BULBAYI NEDEN ÖLDÜRDÜ ? Haydar Gecilmez
Gogol’ün “Taras Bulba” adlı öyküsünden bahsediyorum. Ne muhteşem duruş, ne dava bağlılığıydı o Taras Bulba’daki. Böyle bir kişiliği yarattığı için Gogol de büyük bir kişilik olmalı elbette. Ama neden kendi yarattığını öldürüyor, nasıl kıyabiliyor, bu kadar yürekli, bu kadar kendi arkadaşlarına ve ülkesine, dinine bağlı bir komutana?Marti Yonathan -I- Sabahin ilk saatleriydi. Günesin altin sarisi isiklari durgun denizin sulari üzerinde parildiyordu. Kiyidan bir mil uzakta, küçük bir balikçi teknesi, sakin sulari hafifçe yararak ilerliyordu. Teknenin sularda yankilanan sesi, martilar için “kahvalti” çagrisiydi. Iste o an, binlerce marti, çiglik çigliga havalandilar hizla. Yeni bir gün basliyordu, ugras dolu bir gün. |


Şili'li ozan Victor Jara 23 Eylül 1932'de Santiago'nun dışındaki küçük bir köy olan Loquen'de yoksul bir köy çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası alkolik bir çobandı ve okur-yazar değildi. Annesi düğünlerde, törenlerde gitar çalıyordu. Jara okuma-yazmayı ve müziğin büyüsünü bir halk şarkıcısı "Cantador" olan annesinden öğrendi. Şili türküleri dinleyerek geçen çocukluğunun ardından 15 yaşına geldiğinde annesi öldü. Bu ölüm ailenin dağılmasına Jara'nın öğrenim gördüğü ticaret lisesini bırakmasına
lmanya'nın Eisleben şehrinde doğan Martin Luther, Erfurt Üniversitesi'nde okudu. Ailesini yaptığı bir ziyaret dönüşü, Erfurt yolunda yıldırım çarpma tehlikesiyle karşılaşınca keşiş olmaya karar verdi. 21 yaşındayken Aziz Augustin tarikatına bağlı bir manastıra girip ilahiyat eğitimine başladı ve aynı yıl rahip oldu. Ertesi sene Wittenberg Üniversitesi'nde doktorasını tamamlayarak ders vermeye başladı. O günlerde, Roma'nın görevlendirdiği bir Dominiken keşişi olan Johann Tetzel, Wittenberg civarında endüljans satıyordu. Luther manastırdaki günlerinden beri sorguladığı bu uygulamaya karşı bir eleştiri yazdı. Endüljans uygulaması hakkında bir tartışma başlatmak
»Vay be, öyle bir konuştu ki hiç birşey anlamadım«

Geniş halk kesimlerinin yönelimlerini suya benzetmek çok uygun düşer mi, bilemiyorum, ama nedense bende son seçimler böyle bir çağırışım yapıyor. Suyun istediğiniz yönde akışkanlığını sağlamak için bu yönlere arklar açarken, istemediğiniz yönlere setler çeker; kirlenmişi, fazlası ve işinize gelmeyenin birikmesini istemiyorsanız bir yandan da tahliye kanalları oluşturursunuz. 


"Ates kesilir geçse saba gülsenimizden"
KUTSANMIŞ YALNIZLIĞA BİR ÖVGÜ DOLU HAKARET
Emeğin üretkenliği artıp günübirlik ayakta kalmanın yerini daha uzun vadeli yaşam tarzının almaya başladığı çağlardan bu yana insanın önemli odaklarından biri de ambar olmuştur.

