Ego, Elektrik, Gaz, Otobüs işletmesi değildir. Ego, Erken Gelen Oturur da değildir. Bendir Ego, bencilliktir, kişilik sayılan kişiliksizliktir.

Ego’muzun kurbanı olmadan yaşayabilmek bizi insan yapar. Aynalar bize işte o zaman ‘adam’ muamelesi yapar.

Kırık gönüller, yaralı yürekler, acılı kalpler bırakmamaktır insan olmak.

Geriye dönüm baktığımızda onur duyabilmektir insan olmak. Ego’yu başköşeye oturtmamaktır kişilik sahibi olabilmek.

Ne oldum değil, ne olacağım diyebilmeli insan. Kişisel ‘ego’lar toplumsal yaşamda sana getirisi olsa bile zarar verir başkalarına. Oysa insan olmanın en büyük erdemlerinden birisi sevgiyi paylaşabilmek değil mi?

Kendi çıkarların, kendi egoların genelden daha önde geliyorsa bunda bir yanlış var demektir. Oturup yeniden düşünmek gerekir.

‘Ego’ sözcüğü Egoizm yani bencillik, benlikten gelir. Her şeyde ben demek, ben yoksam bir şey yoktur demek, bencillik, kendicilik, vs…

Oysaki ben demek biz olmanın bireyidir. Biz olamıyorsak ben olamaz ki.

Sevgiler, aşklar, duygular benlik krizinde egomuzun kurbanı olur gider, yok olur.

Egodan bahsetmek istediğimde elime Ayfer İğdebeli’nin bir yazısı ulaştı. Okuyunca yazmaktan vazgeçip onu paylaşmayı daha uygun buldum.

Brenda yamaç tırmanışı yapmak isteyen genç bir kadındı. Bir gün cesaretini toplayarak bir grup tırmanışına katıldı.
Tırmanacakları yere vardıklarında neredeyse duvar gibi dik büyük ve kayalık bir yamaç çıktı karşılarına. Tüm korkularına rağmen Brenda azimliydi. Emniyet kemerini taktı ipi yakaladı ve kayanın dik yüzüne tırmanmaya başladı.
Bir süre tırmandıktan sonra nefeslenebileceği bir oyuk buldu. Orada asılı dururken gruptan yukarıda ipi tutan kişi dalgınlığa düşerek ipi gevşetiverdi. Aniden boşalan ip hızla Brenda’nın gözüne çarparak lensinin düşmesine neden oldu.
Lens çok küçüktü ve bulunması neredeyse imkansızdı. Lens yamacın ortasında bir yerlerde kalmıştı ve Brenda artık bulanık görüyordu. Ümitsizlik içinde Brenda lensini bulması için Allah’a dua edebilirdi yalnızca... Ve içten içe düşünüp dua etmeye başladı. “Allah’ım! Sen bu anda buradaki tüm dağları görürsün. Bu dağlar üzerindeki her bir taşı ve yaprağı bildiğin gibi benim lensimin yerini de biliyorsun. Onu bulmama yardım et.”
Patikalardan yürüyerek aşağı indiler. Aşağı indiklerinde tırmanmak üzere oraya doğru gelen yeni bir grup gördüler. İçlerinden biri “Aranızda lens kaybeden var mı?” diye bağırdı.”
Brenda’nın sonradan öğrendiğine göre lensi bir karınca taşıyordu ve karınca yürüdükçe yavaşça kayanın üzerinde hareket edip parlayan lens kızların dikkatini çekmişti.
Eve döndüklerinde Brenda lensini nasıl bulduklarını babasına anlatacak ve bir karikatürcü olan babası da ağzıyla lens taşıyan bir karınca resmi çizerek karıncanın üzerindeki baloncuğa şunları yazacaktı:
“Allah’ım! Bu nesneyi neden taşıdığımı bilemiyorum. Bunu yiyemem ve neredeyse taşıyamayacağım kadar ağır. Ama istediğin sadece bunu taşımamsa senin için taşıyacağım...”

“BU YÜKÜ NİYE TAŞIYORUM” demeyin…

 

 

BİR ŞİİR

Güvercinler de Ağladı

Barış için salınmıştı gök yüzüne
dönüp baktı kalabalığa
vurulan da güvercindi
beyaz bir barış güvercini
tutamadı göz yaşlarını
güvercin de ağladı…

İki gün sonra Uğur abisinin
ölüm yıldönümünü beklerken
beyaz kanatları kana bulandı
yerde yatarken duydu
İsmail Cem’in de öldüğünü
duramadı güvercin de ağladı…

Halkların kardeşliği adına
karanfil atarak tabutundan
yürüdü gitti güvercin
kanadı kan içinde güvercinin
tutamadı göz yaşlarını
güvercin de ağladı…

Hangi dilde olursa olsun
hangi dinde olursa olsun
bir Huş-u da son duadır son veda
uçamadı son duada saati durdurdu
tutamadı gözyaşlarını
güvercin de ağladı…

Canlı iken yapamadığı kardeşliği
ölümüyle el ele getirdi
hafızalarda yüz binler
ve sessiz çoğunluğun sesi kaldı
tutamadı göz yaşlarını
güvercin de ağladı…

Güvercinler de vurulur bu ülkede
kalemler de kana düşer Uğurlar Hrantlar
Tanerler, Onatlar, İpekçile
r
ve sonra ölülerimizin mezarlarına çaput bağlar ağlarız
tutamaz gözyaşlarını
güvercinler de ağlar…

----- güle güle kalemin onurları
----------gidişiniz barışa ışık tutsun…


Güvercinlerin anısına

Erdal İrfan
26.01.2007 Saat 14.30 Beşiktaş

 

BİR SÖZ

Agos Gazetesi Genel Yayın yönetmeni iken 3 yıl önce kurşunlanarak öldürülen Hrant Dink’i saygıyla anıyorum. Ne gariptir ki Hrant’ın ölüm fermanını vermekten yargılanan kişi tutuklu olduğu cezaevinden Adalet Bakanlığı sınavlarına katılıyor. Aklıma Selda’nın söylediği ADALETİN BUMU DÜNYA türküsü geliyor.