Yazilar - Erdal Irfan

Sayın Başbakanım, ‘milletin parasını çar çur ettirmem’ diye bağırıyorsun tekel işçilerini hedef alarak. Bu milletin bir parçası da Tekel işçileri değil mi? Yani çar çur ettirmem dediğin parada senin kadar onların da hakkı yok mu?

Tekel işçileri, kuş gribiyle Bakan oğlu para kazansın diye ‘likit’ yumurta da yediler.

Tekel işçileri, gemicikler alınsın diye bazı çocuklara vergilerini hiç kesmeden ödediler.

Tekel işçileri, analarını da alıp Kızılay’ın göbeğine geldiler. 500 metre yukarıdan Kızılay’a inemeyenlere rağmen.

Tekel işçileri, Gazze için kahraman olanların kendileri için parmağını bile kıpırdatmadığını da gördüler.

Tekel işçileri Kızılay’da buza keserken milletin parasını korumak bahanesiyle devletin malları belli kesimlere bir bir satılıyor.

Bu konuda sesini en çok çıkarması gereken medya vur patlasın, çal oynasın programlarıyla gündemi saklar vaziyette.

Tüyü bitmemiş insanların haklarını savunduğunu söyleyenler tüyü bile çıkmadan kaybolan çocukları görmezden geliyor.

Tekel işçileri soğukta kıvranırken darbe senaryoları, suikast senaryolarıyla gündemi oyalamaya çalışıyor yöneticiler.

Ülke kaosa sürükleniyor, işçiler huzursuz ve genel grev hazırlığındayken inadına işçilerin sesini duymuyorlar. Oysaki bu ülkede bir günlük genel grev denemesinin kayıpları bile Tekel işçilerinin istediklerinin yüzlerce kat fazlasıdır. Yani Tekel işçilerini inatla kabul etmeyenler ülkeyi nasıl bir zarara sürüklüyorlar?

Patagonya değil bu bahsettiğim ülke.

 

ÇADIRLARDA BİR BARDAK ÇAY

 

Hafta sonunu Ankara’da geçirdim. Cumartesi günü arkadaşlarımla birlikte Tekel işçilerinin çadırını ziyaret ettim.

Sokak Türkiye’nin dört bir yanından gelmiş işçi çadırlarıyla doluydu. Bir çadırda bağlama çalıyor, millet eşlik ediyor.

Bir başka çadırda keman var. Diğer çadırların birinde koyu bir siyasi sohbet var.

Annesi günlerdir çadırlarda olduğu için annesini ziyarete gelen çocuklar vardı çadırlarda.

Ankara esnafından, Türkiye’nin dört bir yanından gelenlerin destekleri hiç eksik olmuyor.

Öğrenciler çadırlarda. İş çıkışı memurlar çadırlarda, işçiler çadırlarda.

Ev kadını Zehra teyze kuru pişirip getirmiş bir çadıra.

Bir sobanın çevresinde çay içenlere katıldım. Bir bardak çayı onlarla içmenin mutluluğu, keyfiyle içtim çayımı.

Biraz umut vardı gözlerinde Pazartesi Hükümet ile görüşmelerden. Ama o umutta bitti artık. Bu yazıyı okuduğunuz saatlerde kim bilir ne olacak.

Ama bir şey olmalı bu ülkede iyiden yana. Bir şey olmalı doğrudan, kardeşlikten yana.

 

BİR ŞİİR 

(Gündemde olduğu için ikinci kez yayınlıyorum)

Kan Damlar Soframa

Gözyaşları içinde izlerken sizi
Onurum yaralanıyor
Elim gitmez oldu ekmeğe
Ekmeğinize göz koymuş hırsızlar
Kan damlar soframa benim şimdi…

Zaten vurulmuşum aşk adına
Bir yanım yanarken görürüm sizi
Haykırışınız kulaklarımda
Duyması gerekenler üç maymun
Ekmeğimiz tuza banılmaz şimdi…

Haydin biraz daha sıkın dişinizi
Sizinle anladılar sınıf olduğunu işçiler
Sizinle bütünleştiler
Birleşti eller, tüm yürekler
Artık geriye dönülmez şimdi…

Tekel dediler tek ellere verdiler
İşçi dediler üç kuruşa saydılar sizi
Ayrı dilden, ayrı yoldan düştünüz yola
Fark ettiler ama korkuya kapıldılar
Son darbe için vurun yumruğu şimdi…

Vurulmuşum bu gece en has yanımdan
Benimkisi derin bir yürek yarası
Sizin ki onurlu ekmek kavgası
siz onursunuz, namussunuz
Yüreğinize sığınmak istiyorum şimdi…

İki lokma ekmek isterken / kan damlar sofralarımıza

Erdal İrfan - Onurlu Tekel İşçilerine / Ayvalık 21 Ocak 2010 Saat 00,45

 

BİR SÖZ  

Genel grev gelirse bu ülkenin ne kadar kaybı olacağını düşünemeyen yöneticilere işçiler dünyanın kaç bucak olduğunu gösterecekler diye ümit ediyorum.